İlham veren kadınlar serisinden sonra, bu defa, ilham veren adamlar serisi için doğum gününe az bir zaman kalmış olan Albert Einstein’ın haritasını inceledim. Einstein’dan nasıl ilham alalım, dahi olsak neyse dediğinizi duyar gibiyim. Oturup kuantum parçacıkları ayıklamıyoruz elbet, fakat bezelye ayıklamanın bile hepimize zor geldiği şu günlerde, neyi seviyorsak onu yapmaya devam etmeyi nasıl başarabiliriz onu düşünüyorum. Bu noktada savaş zamanı yaşamış bir dâhiden daha iyisini düşünemedim. Sevgili Patti Smith “sevgiyi yaymak bir direniştir” demişken, onun harita okuması da başka bir hikaye olsun.

Öncelikle her zamanki gibi şunu belirtmek isterim. Aşağıdaki açılım PAE’nin 1.aşaması olan beş kişisel gezegen, ev konumları ve yükselen okumasının kısa bir özetidir. Kişiye özel bir sistem olarak PAE’de verilen astrolojik bilgiler Einstein’ın kendi doğasına aittir. Açılımın dili de bu şekilde özelleştirilmiştir.

Sevgili okurlar, Einstein Güneş Balık – Yükselen Yengeç biri. Çok az da olsa astrolojiden anlıyorsanız şaşırmış olmalısınız şu an. Duygusal, romantik, hiçbir iş tutturamaz, dağınık, hayalci diye fişlenen su grubu burçları arkadaşlar- bakınız Einstein diyorum, balık burcu. Bu durumda E’nin hiçbir şeye eşitlenememesi gerekirdi. Mc kare’ye ulaşma çabasından ziyade, pekala, yaşamda sadece Eeee diye uzun uzun iç çekilebilirdi bu harita ile. Ne güzel ki haritaların biricikliği devreye girmiş ve bir parmak izi kadar kendine has bir balık bu dünyaya gelip hepimize dil çıkarmış.

Güneş Balık’ın yaşamsal amacı yaşamın tüm unsurlarına karşı yargısız bir hoşgörü ve şefkatle cevap vermeyi öğrenmek ve kendini aşmaktır. Bu yüzden varoluşun algı ötesi deneyimlerine yönelik güçlü bir istek duyar. Derin iç görü ve duygusal zekası yüksek bir çocuk olarak Einstein’ın okula başlamadan önce konuşma zorlukları yaşaması bu yüzden gayet doğal. Çünkü algı ötesi gelişmiş, duygusal zekası yüksek çocukların öncelikle bulunduğu çevrenin sınırlarını iyi kavraması gerekir. Tüm bağlardan özgürleşmek ve kişisel olarak esnekleşmek güneş balık için en önemli yaşamsal gaye olurken, Einstein’ın bu sınırsızlık algısını dengeleyecek en güzel çalışma alanının matematik olması ne kadar da muazzam. Tüm denklemlerden önce kendi yaşamsal denklemini en iyi şekilde bulmuş olmak esas dahilik belirtisi sanırım. 

Einstein Alman İmparatorluğu’nda, Aşkenazi Yahudi bir ailede dünyaya gelmiş biri. Eğitim hayatında şanslıymış ki İsviçre’de okumuş. Fakat Nazi Partisi’nin yükselişe geçmesiyle ülkesini terk etmek zorunda kalmış. Normalde PAE haritalarında yükselen yorumunu en son yaparım. Burada ise Einstein’ın yükselen yengecinden bahsetme zamanı. Çünkü o bu özelliği ile çevresindekilerin mutluluğunu ve acısını kalbinde hisseden biri. Yaşadığı dönemdeki acıları düşünün, ve şimdi kendi döneminize bir bakın. Bir de tüm bunları, gözünüzü öte tarafa çeviremeden, kalbinizde hissettiğinizi… Aslında bu koca dünyada savaşlar hiç bitmiyor. Her dönemin kendi acısı kendi yoğunluğu illaki yaşanıyor. Olup bitenlere üzülmek için duygusal zekanızın yüksek olmasına bile gerek yok. İnsanlığımızdan darbe alıyoruz. İşte tam bu yüzden Einstein’ın ilhamına göz gezdirmek istedim. Kalbinde yaşadığı dönemdeki acıları kendini tüketmeden taşıyabilmesini bilmiş biri olarak, ve daha da ötesi, bunu insanlık yararına dönüştürebilmiş biri olarak.

Haritaya dönersek PAE’de duygusal benlik olarak tanımladığım Ay Yay enerjisi ona güzelce destek olmuş diyebilirim. Gerçek bir içsel gezgin olarak, yaşamda neyi araması gerektiğini bilebilmiş; ahlak, erdem, adalet, idealizm, anlam ve iyimserliğin alt doğalarının yapı taşlarını benliğinde oluşturabilmiş. Coşkulu, hevesli, meraklı, enerjik bir alt doğaya sahip olup, ne yaşanırsa yaşansın kendine güvenini geri kazanabilmiş. Ay Yay için şu deniyor: Gözleri hep yukarı ve ileri bakar. Yani göklere, ilahi olana güveni yüksek ve geleceğin daha yaratılmamış olduğunun farkında biri olarak, haritasının verdiği izinle bize şöyle fısıldamış: İnanmak başarmanın yarısıdır.

Gökler bu konuda kendisini daha fazla zorlamak istememiş olsa gerek ki PAE’de zihinsel benlik dediğim Merkür’ünü Koç burcuna vermiş. Duygusallığa vakit kalmadan düşünebilen, spontan, açık, dürüst, doğrudan, kararlı ve biraz da alaycı bir zihin. Kendiyle mizahında barışık olmasa hali nice olurdu. Merkür koç sayesinde düşünme sürecinde kendi isteklerini ön plana çıkarabilmiş. Kendini öncelikleyebilmiş. Güneş balık yükselen yengeç olarak, bu kendini önceliklendirebilme özelliği bir tür özel güç olarak bahşedilmiş resmen.  Sonra gökler oldu olacak Venüs’ünü de Koç’a koyalım demişler. Kendini güçlü şekilde yaşama yansıtabilsin. (Ki onunla yapacak çok işimiz var) Venüs koç ile sanat tarzı hareketli resimler yani ‘happening’ler olsun. Matematiği bir sanata dönüştürüp zamanın göreceliliğini bizlere bulsun. Tüm bunlar Einstein’ın muazzam zihninde kalmayıp, teoriye takılmayıp gerçeğe dönüşebilsin diye de PAE’de hareketli benlik dediğim Mars Oğlak burcuna yerleşmiş. Direnç gördüğünde daha da artan konsantre bir enerji. Güvenilir, sabırlı, disiplinli. Daima kullanılacak biraz daha nefesi ve enerjisi var. Einstein uyanıp şöyle mi diyordu acaba, çok şükür bugün de nefes alıyoruz, hadi birleşik alan teorisine bir bakalım.

Bakınız haritasında zamanın doğru kullanımı, yaşama iyimser bakabilmek ile ilgili türlü anahtarları bulunan canımız Einstein, en büyük teorisini çözemeden aramızdan ayrılmış. Birleşik alan teorisi tam da Zodiac’ın son burcu Balık’a özgü bir özlemden ibaret. Birlik hissinin tüm alanlarda işlemesine dair duyulan iyimser bir inanç. Şimdi yaşadığımız çağda bu şiirsel matematiği daha da yakından deneyimliyoruz. Allah dehanın iyimserini, ahlaklısını, yaşamı ve yaşatmayı sevenini versin duamla birlikte özetimi bitiriyorum. Umarım keyifle okuyup bir parça gülümsersiniz. İyi ki doğmuşsun Einstein. Huzurlar içinde ol.

Yorum bırakın