PAE açılımı ile kitap kurdu birçok insanın kalbinde önemli bir yere sahip olan Ursula K. Le Guin’in doğum haritasını inceledim. 17 roman, 11 çocuk kitabı, 100 kısa öykü, iki deneme kitabı, beş şiir kitabı bulunan Ursula’nın, hem bunca üretken olup hem de hayatını kendi merkezinden devam ettirmesine olanak sağlayan anahtarlarının bizlere ilham olması dileği ile…

Öncelikle şunu belirtmek isterim. Aşağıdaki açılım PAE’nin 1.aşaması olan beş kişisel gezegen, ev konumları ve yükselen okumasının kısa bir özetidir. Kişiye özel bir sistem olarak PAE’de verilen astrolojik bilgiler Ursula’nın kendi doğasına aittir. Açılımın dili de bu şekilde özelleştirilmiştir.

Gök günlükleri der ki; bebek Kroeber doğduğunda ufukta ayakları yere basan Boğa yükseliyordu ve Güneş; sanatın ve dengenin gezegeni Terazi’deydi. Bu bebeğin yeryüzünü sanatla adımlama anahtarının ilkleri bunlar olsa gerek. Her iki burcun yöneticisi olan Venüs’le çevrelenmiş bir güzellik, doğa, sanat, ilham farkındalığı.

Bu güzel başlangıç ile birlikte, Ursula’nın benliğini tanımlayan Güneş Terazi’lik kolay lokma değil. Daha konuşmayı öğrenmeden içsel bilgelikle öğrendiği temel kelimeleri var; uzlaşma ve uyum. Etrafında olup biten her türden çatışmayı hızlı algılayan yüksek bir zihinsel duyarlılıkla büyümeye çalışan bir benlik. Yaşamın ondan beklentisi “karşıtlıkları bulup uzlaştırmak”. Yaşam haliyle karşıtlıklarla dolu. Bakınız Ursula güneş benliğinin dümenini yaratıcılığa nasıl kırıyor; elbette dil üzerinden:

“Eğer eril şahıs zamiri dişil şahıs zamirini kapsıyor ama dişil şahıs zamiri eril şahıs zamirini kapsamıyorsa, burada önemli bir beyanda bulunuluyor demektir, muazzam toplumsal ve ahlaki içerimleri olan bir beyan. Ama eril şahıs zamirini o şekilde kullanmak zorunda değiliz- elimizde “onlar” zamiri var. Neden onu kullanmayalım ki?”

Nazik ve yaratıcı bir arabulucuk talep eden güneş benliğini yazmak üzerine bir kariyer ile şahlandıran Ursula’mız, bu konuda ikinci anahtarını Merkür Terazi ile buluyor. Zihni sözcüklerle oynamaktan hoşlanan bir yapıda, estetik düşünmeyi seviyor, karmaşık ama gelişmiş yapılar kurmaya müsait. Ve bu haliyle bize Yerdeniz öyküleri gibi leziz evrenler armağan ediyor. 

O zaman yazı kariyeri için şanslı bir harita zaten deyip geçemeyeceğiniz konulara gelelim. Ursula’nın yetiştirmesi gereken üç çocuğu var ve başlangıçta öykülerini yolladığı dergilerden sürekli red cevapları alıyor. Dönem itibarıyla da fantastik öyküler yazmak zorlu bir seçenek. Hele bir kadın olarak. Peki Ursula yazmaya nasıl ya da neden devam ediyor?

Bu cevabı haritada duygusal benliğini tanımlayan Ay İkizler’den buluyoruz. Duygusal ihtiyaçlarını ancak düşünce yoluyla tanımlayabilen bir benlik bu. Hissettiği duyguları akıl yoluyla düzeltmeye çalışan bir iç dünyası var. Böyle olunca içindeki çocukla temasını yazdığı öykülerle sağlıyor. Yaşadığı dünyadaki çatışmaları görüp öfkelenen ya da çaresiz hisseden çocuk Kroeber, büyüyünce “Ged” aracılığı ile bizle ve kendisiyle uzlaşmış diyebiliriz pekala.

Yine de bu durum Ursula’nın defalarca red yemesine rağmen nasıl devam ettiğini bize tam olarak açıklamıyor. Kendi öz değer duygusunu her defasında yeniden ortaya çıkarmak ve aynı zamanda sorumluluklarının farkında, aklı selim ve üretken olmak. PAE’nin aradığı anahtar burada Mars Akrep benliği ile karşılığını buluyor. Hayal ettiği amaca ulaşmak için son derece yüksek kararlılık. Güneşi Terazi olan her insanın gölge benliği olan kararsız haller, Mars akrep ile dayanıklı bir amaç tutkusuna dönüşüyor. Ve Mars Akrep’in verdiği yetkiye dayanarak yaşamda neyi kendine saklayacağını neyi dillendireceğinden emin bir şekilde kendi olma mücadelesini veriyor:

“Cehaletimin boyutlarını biliyor olmam, onu sergilemekten hoşlandığım anlamına gelmez. Benimle söyleşi yaparken bilgimin ve idrakimin sınırlarına saygı duyan ve benden Delphi Kahini’ni oynamamı istemeyen kişilere minnet duyuyorum”

Özetimi tam burada noktalamak çok hoş oldu. PAE açılımının bir kehanet olmadığının, psikolojik benliklerimizin izlenmesine dayalı bir okuma oluşunun Ursula’ca tarifinde. Yaşam yolumuzu aydınlatan tüm tariflerine teşekkürlerimle,

Ayşegül Nuroğlu

*Alıntılar: Yazma Üzerine Sohbetler / Söyleşi: David Naimon

Yorum bırakın